12/06/2017
BESLENME VE KANSER İLİŞKİSİ..
Tüm canlı organizmalar gibi insan vücudu da sürekli kusurlu hücreler üretirler. Tümörler de böyle kusurlu hücrelerin çoğalmasıyla oluşur. Ancak doğal savunma mekanizmamız olan “Bağışıklık Sistemi”miz sayesinde her türlü tümörle savaşabilecek güce sahibiz. Bağışıklık sistemimizi zayıflatan çevresel unsurları ortadan kaldırabilir ve özellikle beslenmemizi düzenleyebilirsek kanserden büyük ölçüde korunmamız mümkün.
Son 25 yılda batı dünyasında onca teknolojik gelişme ve modern tedavi olanaklarına rağmen kanserin büyük bir hızla artmaya devam ettiği gözlenmektedir.
Bunun altında yatan en önemli sebep kötü beslenme ve çevre kirliliğine karşı kitlesel duyarsızlık olarak değerlendirilebilir.Şöyle ki;
Günümüzde kanser sanılanın aksine hayatında hiç sigara içmemiş ve oldukça dengeli bir yaşam sürmüş insanları da etkiliyor. Örneğin Fransa’da kanser son 20 yılda %60 oranında artmış.1980’lerden itibaren özellikle çocuk ve adolesan kanserlerinde inanılmaz bir artış söz konusu. Buna karşılık mide kanseri gibi gıdalarla direkt ilişkili bir kanser türünde son 40 yılda pek çok başarı sağlandı.Kuvvetle muhtemeldir ki bu başarının altında yatan en önemli neden gıdaların daha iyi dondurulması, koruma amaçlı nitrat ve tuzların daha az kullanılması, yani çevresel etkenlerin başarıyla kontrol edilebilmesidir.
Kanser olgularının her şeye rağmen dünya genelinde artması 3 büyük etkenle açıklanıyor.
1-Rafine şeker tüketimindeki inanılmaz artış.
2-Tarım ve hayvancılık yöntemlerinin değişmesi sonucu üretilen sağlıksız gıdalar.
3-Son yıllarda sayısız yeni kimyasal ürüne maruz kalınması.
Bugün yapılmakta olan araştırmaların neredeyse tamamı aldığımız günlük kalorinin yaklaşık %60’ının genlerimizin geliştiği dönemde henüz var olmayan kaynaklardan geldiğine işaret ediyor.Bu kaynaklar:
Rafine şekerler(şeker kamışı,şeker pancarı,mısır şurubu vd.) Rafine unlar(beyaz ekmek,beyaz makarna,beyaz pirinç vd.) Bitkisel yağlar (soya,ay çiçeği,kanola,mısır ve margarinlerdeki trans yağlar)dır.
Günümüzde rafine şeker tüketimi inanılmaz boyutta artmıştır. Genetik gelişmesinin tamamlandığı dönemde insan en fazla yılda 2 kg.bal tüketirken şekerin yeni yeni rafine edilmeye başlandığı 1850’li yıllarda şeker tüketimi yılda 5 kg’a 2000’li yılların başında ise yılda 70 kg ve üzerine çıkmıştır.
Yani anlayacağınız genlerimiz masum, bugün yaşamakta olduğumuz bu felaketten asla sorumlu değiller.Konumuzla direkt bağlantısı olmamakla birlikte bilinmesinde fayda olduğu için söylüyorum.Kanser taramalarında kullanılan PET (tüm beden taramaları) vücutta sadece en çok şeker tüketilen bölgelerini tespit eder. Eğer bir bölge fazla şeker tüketimiyle ön plana çıkıyorsa nedeni çok büyük olasılıkla kanserdir.
Kanserle savaşta günümüzde 4 temel ilke üzerinde herkes hemfikir olmuş durumda:
1-Çevre kirliliğinin yavaşlatılması yoluyla dünyayı herkes için daha yaşanılır bir hale getirmek.
2-Beslenmeyi anti-kanser faydaları kanıtlanmış besin grublarıyla desteklemek.
3-Kanserde rolü olan biyolojik mekanizmaları psikolojik yaraların beslediğini anlamak ve bu yaraları mutlaka iyileştirmek.
4-Vücudumuzla bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümör geliştiren iltihabı (yangıyı) azaltacak önlemleri almak.
Siz siz olun “Bağışıklık Sistemi”nize güvenin,onun ihtiyaçlarını gözardı etmeyin ve bilin ki günü geldiğinde vücudunuzu istila etmeye kalkışacak her türlü kansere karşı sizi sonuna kadar koruyacak ve hayatınızı kurtarmak için elinden gelen tüm çabayı gösterecektir.
Bağışıklık sistemimizin en yetenekli hücreleri “Doğal katil hücreler”dir. Tüm akyuvar hücreleri gibi onlar da bakterileri, virüsleri veya yeni kanser hücrelerini bulup yok etmek üzere organizmamızda sürekli devriye görevindedirler.
Bağışıklık sisteminin diğer bütün hücreleri hastalık taşıyan mikrop ve/veya kanser hücreleriyle savaşabilmek için onlarla önceden karşılaşmış olmaları gerekirken,doğal katil hücrelerin harekete geçmek için ilk kez karşılaşmaları bile yeterlidir.Düşman tespit edilince hücre zarından hücre zarına temas kurmaya çalışarak davetsiz misafir çepeçevre kuşatılır ve yok edilir.
Bağışıklık sistemini zayıflatan unsurlar:
Geleneksel bol yağ,bol karbonhidratlı diyet
İltihab(yangı) arttırıcı unsurlar
Sres,öfke,depresyon
Toplumdan izole yaşamak
Kimlik bunalımı(ör:eşcinsellik inkarı)
Hareketsiz bir yaşam.
Bağışıklık sistemini güçlendiren unsurlar:
Akdeniz diyeti,Asya mutfağı
İltihab(yangı) engelleyici her şey
Sükunet ve neşe
Aile ve arkadaş desteği
Kendini olduğu gibi kabullenme
Düzenli fiziksel egzersiz yapmak.
Kanserin beslenmeyle ilişkisine doğru ilerlerken sizi biraz da gerilere 1960’lara götürmek istiyorum.O dönemde Amerikan Donanması’nda hekim olarak çalışan Dr.Judah Folkman’ın bir gözlemi sayesinde “kanserli dokunun ikmal yolları”nın önemi anlaşılmış ve kanserle mücadelede yeni bir cephe açma fırsatı doğmuş oldu:
Kanserli bir tümör kan damarlarını kendi kullanımı için saptırmayı başaramazsa,kesinlikle büyümesi mümkün değildir.Teorik olarak son derece akılcı görünen bu son cümle Dr.Folkman’ın 1994 de yeni damar oluşumunu engelleyen madde “Anjiostatin”in keşfi ile kanserle mücadelenin nihayet sona ereceği sanıldıysa da heyecan kısa sürede tek başına yeterli olmadığı ve pek çok istenmeyen yan etkiyi de barındırdığı görülerek yerini bir kez daha hayal kırıklığına bıraktı.
Halen anlaşılması güç nedenlerle 30 yaşında kadınlarda metastaz yapan meme kanserine, genç ve sağlıklı görünen erkeklerde lenfoma (lenf bezlerinden kaynaklanan kanser) ve prostat kanserine rastlanır oldu. Evet her ne kadar meme kanseri için ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda hafif bir risk artışı söz konusu olsa da bu durum “büyük resim” dikkate alındığında akılcı bir açıklama getirmek için yeterli değildir.
Sadece bir durum tespiti olarak gelişmiş batılı ülkelerde İkinci Dünya Savaşı ile başlayan bir “kanser salgını” söz konusu.
Çevreyle ilgili alınan önlemlerin başarısına örnek olarak mide kanserlerinin son 40 yılda süratle azalması gösterilmektedir. Bunun nedeni yiyeceklerin daha iyi dondurulması ve nitratlarla tuza dayalı saklama yöntemlerinin daha az kullanılması olabilir.Bugün için çevresel toksik maddelerin vücudumuzda ilk kanserli hücrelerin ortaya çıkarak saldırgan bir tümöre dönüşmesinde etkili olduğu genel olarak kabul gören bir ortak görüştür.
KANSERİN BİRİNCİ GIDASI ŞEKERDİR.
Alman biyolog Otto Heinrich Warburg kanserli hücrelerin metabolizmalarının büyük ölçüde şeker tüketimine bağlı olduğunu keşfederek Nobel Tıp Ödülü kazanmıştır.Esasen kan şekerini hızla yükselten her türlü besin,ki bunlara “Glisemik İndeksi Yüksek” besinler adı verilir uzak durmamız gereken, mümkün olduğunca az tüketmemiz gereken besinlerdir.
Kanserden korunmak istiyorsanız,işlenmiş (rafine) şeker ve beyazlatılmış un tüketimini azaltmanız, dahası hiç tüketmemeniz gerekir.
Kanserden korunmak istiyorsanız Yüksek Glisemik İndeksli gıdalardan kaçının:
Beyaz veya esmer şeker,bal,früktoz,dekstroz şurupları
Beyazlatılmış unlar:ekmek,pirinç,makarna,açma,ayçöreği,muffin
Patates
Cornflakes ve diğer gevrekler
Reçel,jöle,meyve kompostosu,şurup
Meyva suları,sodalar
Yemek harici alkol almayın
Mayonez ve salata sosları tüketmeyin.
Kanserden korunmak istiyorsanız Düşük Glisemik İndeksli gıdaları tercih edin
Doğal Şeker Özleri,Stevya,ksilitol,bitter çikolata (%70 ve fazla kakao içeren)
Çok tahıllı ekmek veya tam buğday ekmeği,esmer pirinç, al dente makarna
Mercimek,bezelye,fasulye,yer elması
Yulaf lapası,müsli,all bran
Doğal meyva özellikle kiraz,ahududu
Limon,kekik,adaçayı,yeşil çay
Günde bir kadeh kırmızı şarap
Taze sarmısak ve soğan tüketin.
Bir Kızılderili kabile şefi’nin 1854’te söylediği gibi;
“Çocuklarınıza, bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz şeyi, toprağın anamız olduğunu öğretin.Toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir.İnsanlar yere tükürürlerse,kendi suratlarına tükürmüş olurlar”
Oysa biz toprakları sırf kendi politik ve maddi çıkarlarımız için her geçen gün biraz daha hor kullanarak kendi suratımıza tükürmekten beter ediyoruz,üstelik kara cehaletimizi yorgan gibi kafamıza kadar örterek gelecek nesillere verdiğimiz onca zararın da hiç farkına dahi varmadan.
”Toprak insana değil,insan toprağa aittir.Biz bunu biliriz.Her şey birbirine bağlıdır,bir aileyi birleştiren kan gibi.Her şey birbirine bağlıdır.”
Adam bunları 150 yıl önce söylemiş,peki kim kulak verip,ders çıkarmış?Hiç kimse..
Dr.Moris YAŞA
www.espoir.com.tr
0216 362 32 20