Espoir Bilimsel Zayıflama ve Anti-Aging Merkezi

Espoir Bilimsel Zayıflama ve Anti-Aging Merkezi Dr.Moris Yaşa, Espoir adlı Merkezi'nde, 1989'dan beri kişiye özel beslenme, kişiye özel anti-a beslenme konularında hizmet vermektedir.

Dr. Moris Yaşa - Espoir Bilimsel Zayıflama ve Anti-aging Merkezi, 1989 yılından beri; kişiye özel beslenme, kişiye özel anti-aging (yaşlanma önleyici), bilimsel zayıflama programları ve özel durumlarda (gebelik, çocuk ve ergenlik, yaşlılık, hastalık vb.)

BESLENME VE KANSER İLİŞKİSİ..Tüm canlı organizmalar gibi insan vücudu da sürekli kusurlu hücreler üretirler. Tümörler de...
12/06/2017

BESLENME VE KANSER İLİŞKİSİ..

Tüm canlı organizmalar gibi insan vücudu da sürekli kusurlu hücreler üretirler. Tümörler de böyle kusurlu hücrelerin çoğalmasıyla oluşur. Ancak doğal savunma mekanizmamız olan “Bağışıklık Sistemi”miz sayesinde her türlü tümörle savaşabilecek güce sahibiz. Bağışıklık sistemimizi zayıflatan çevresel unsurları ortadan kaldırabilir ve özellikle beslenmemizi düzenleyebilirsek kanserden büyük ölçüde korunmamız mümkün.
Son 25 yılda batı dünyasında onca teknolojik gelişme ve modern tedavi olanaklarına rağmen kanserin büyük bir hızla artmaya devam ettiği gözlenmektedir.
Bunun altında yatan en önemli sebep kötü beslenme ve çevre kirliliğine karşı kitlesel duyarsızlık olarak değerlendirilebilir.Şöyle ki;
Günümüzde kanser sanılanın aksine hayatında hiç sigara içmemiş ve oldukça dengeli bir yaşam sürmüş insanları da etkiliyor. Örneğin Fransa’da kanser son 20 yılda %60 oranında artmış.1980’lerden itibaren özellikle çocuk ve adolesan kanserlerinde inanılmaz bir artış söz konusu. Buna karşılık mide kanseri gibi gıdalarla direkt ilişkili bir kanser türünde son 40 yılda pek çok başarı sağlandı.Kuvvetle muhtemeldir ki bu başarının altında yatan en önemli neden gıdaların daha iyi dondurulması, koruma amaçlı nitrat ve tuzların daha az kullanılması, yani çevresel etkenlerin başarıyla kontrol edilebilmesidir.

Kanser olgularının her şeye rağmen dünya genelinde artması 3 büyük etkenle açıklanıyor.
1-Rafine şeker tüketimindeki inanılmaz artış.
2-Tarım ve hayvancılık yöntemlerinin değişmesi sonucu üretilen sağlıksız gıdalar.
3-Son yıllarda sayısız yeni kimyasal ürüne maruz kalınması.

Bugün yapılmakta olan araştırmaların neredeyse tamamı aldığımız günlük kalorinin yaklaşık %60’ının genlerimizin geliştiği dönemde henüz var olmayan kaynaklardan geldiğine işaret ediyor.Bu kaynaklar:
Rafine şekerler(şeker kamışı,şeker pancarı,mısır şurubu vd.) Rafine unlar(beyaz ekmek,beyaz makarna,beyaz pirinç vd.) Bitkisel yağlar (soya,ay çiçeği,kanola,mısır ve margarinlerdeki trans yağlar)dır.

Günümüzde rafine şeker tüketimi inanılmaz boyutta artmıştır. Genetik gelişmesinin tamamlandığı dönemde insan en fazla yılda 2 kg.bal tüketirken şekerin yeni yeni rafine edilmeye başlandığı 1850’li yıllarda şeker tüketimi yılda 5 kg’a 2000’li yılların başında ise yılda 70 kg ve üzerine çıkmıştır.
Yani anlayacağınız genlerimiz masum, bugün yaşamakta olduğumuz bu felaketten asla sorumlu değiller.Konumuzla direkt bağlantısı olmamakla birlikte bilinmesinde fayda olduğu için söylüyorum.Kanser taramalarında kullanılan PET (tüm beden taramaları) vücutta sadece en çok şeker tüketilen bölgelerini tespit eder. Eğer bir bölge fazla şeker tüketimiyle ön plana çıkıyorsa nedeni çok büyük olasılıkla kanserdir.

Kanserle savaşta günümüzde 4 temel ilke üzerinde herkes hemfikir olmuş durumda:
1-Çevre kirliliğinin yavaşlatılması yoluyla dünyayı herkes için daha yaşanılır bir hale getirmek.
2-Beslenmeyi anti-kanser faydaları kanıtlanmış besin grublarıyla desteklemek.
3-Kanserde rolü olan biyolojik mekanizmaları psikolojik yaraların beslediğini anlamak ve bu yaraları mutlaka iyileştirmek.
4-Vücudumuzla bağışıklık sistemini harekete geçirerek tümör geliştiren iltihabı (yangıyı) azaltacak önlemleri almak.

Siz siz olun “Bağışıklık Sistemi”nize güvenin,onun ihtiyaçlarını gözardı etmeyin ve bilin ki günü geldiğinde vücudunuzu istila etmeye kalkışacak her türlü kansere karşı sizi sonuna kadar koruyacak ve hayatınızı kurtarmak için elinden gelen tüm çabayı gösterecektir.
Bağışıklık sistemimizin en yetenekli hücreleri “Doğal katil hücreler”dir. Tüm akyuvar hücreleri gibi onlar da bakterileri, virüsleri veya yeni kanser hücrelerini bulup yok etmek üzere organizmamızda sürekli devriye görevindedirler.
Bağışıklık sisteminin diğer bütün hücreleri hastalık taşıyan mikrop ve/veya kanser hücreleriyle savaşabilmek için onlarla önceden karşılaşmış olmaları gerekirken,doğal katil hücrelerin harekete geçmek için ilk kez karşılaşmaları bile yeterlidir.Düşman tespit edilince hücre zarından hücre zarına temas kurmaya çalışarak davetsiz misafir çepeçevre kuşatılır ve yok edilir.

Bağışıklık sistemini zayıflatan unsurlar:
Geleneksel bol yağ,bol karbonhidratlı diyet
İltihab(yangı) arttırıcı unsurlar
Sres,öfke,depresyon
Toplumdan izole yaşamak
Kimlik bunalımı(ör:eşcinsellik inkarı)
Hareketsiz bir yaşam.

Bağışıklık sistemini güçlendiren unsurlar:
Akdeniz diyeti,Asya mutfağı
İltihab(yangı) engelleyici her şey
Sükunet ve neşe
Aile ve arkadaş desteği
Kendini olduğu gibi kabullenme
Düzenli fiziksel egzersiz yapmak.

Kanserin beslenmeyle ilişkisine doğru ilerlerken sizi biraz da gerilere 1960’lara götürmek istiyorum.O dönemde Amerikan Donanması’nda hekim olarak çalışan Dr.Judah Folkman’ın bir gözlemi sayesinde “kanserli dokunun ikmal yolları”nın önemi anlaşılmış ve kanserle mücadelede yeni bir cephe açma fırsatı doğmuş oldu:

Kanserli bir tümör kan damarlarını kendi kullanımı için saptırmayı başaramazsa,kesinlikle büyümesi mümkün değildir.Teorik olarak son derece akılcı görünen bu son cümle Dr.Folkman’ın 1994 de yeni damar oluşumunu engelleyen madde “Anjiostatin”in keşfi ile kanserle mücadelenin nihayet sona ereceği sanıldıysa da heyecan kısa sürede tek başına yeterli olmadığı ve pek çok istenmeyen yan etkiyi de barındırdığı görülerek yerini bir kez daha hayal kırıklığına bıraktı.
Halen anlaşılması güç nedenlerle 30 yaşında kadınlarda metastaz yapan meme kanserine, genç ve sağlıklı görünen erkeklerde lenfoma (lenf bezlerinden kaynaklanan kanser) ve prostat kanserine rastlanır oldu. Evet her ne kadar meme kanseri için ilk çocuğunu 30 yaşından sonra doğuran kadınlarda hafif bir risk artışı söz konusu olsa da bu durum “büyük resim” dikkate alındığında akılcı bir açıklama getirmek için yeterli değildir.

Sadece bir durum tespiti olarak gelişmiş batılı ülkelerde İkinci Dünya Savaşı ile başlayan bir “kanser salgını” söz konusu.
Çevreyle ilgili alınan önlemlerin başarısına örnek olarak mide kanserlerinin son 40 yılda süratle azalması gösterilmektedir. Bunun nedeni yiyeceklerin daha iyi dondurulması ve nitratlarla tuza dayalı saklama yöntemlerinin daha az kullanılması olabilir.Bugün için çevresel toksik maddelerin vücudumuzda ilk kanserli hücrelerin ortaya çıkarak saldırgan bir tümöre dönüşmesinde etkili olduğu genel olarak kabul gören bir ortak görüştür.

KANSERİN BİRİNCİ GIDASI ŞEKERDİR.
Alman biyolog Otto Heinrich Warburg kanserli hücrelerin metabolizmalarının büyük ölçüde şeker tüketimine bağlı olduğunu keşfederek Nobel Tıp Ödülü kazanmıştır.Esasen kan şekerini hızla yükselten her türlü besin,ki bunlara “Glisemik İndeksi Yüksek” besinler adı verilir uzak durmamız gereken, mümkün olduğunca az tüketmemiz gereken besinlerdir.
Kanserden korunmak istiyorsanız,işlenmiş (rafine) şeker ve beyazlatılmış un tüketimini azaltmanız, dahası hiç tüketmemeniz gerekir.

Kanserden korunmak istiyorsanız Yüksek Glisemik İndeksli gıdalardan kaçının:
Beyaz veya esmer şeker,bal,früktoz,dekstroz şurupları
Beyazlatılmış unlar:ekmek,pirinç,makarna,açma,ayçöreği,muffin
Patates
Cornflakes ve diğer gevrekler
Reçel,jöle,meyve kompostosu,şurup
Meyva suları,sodalar
Yemek harici alkol almayın
Mayonez ve salata sosları tüketmeyin.

Kanserden korunmak istiyorsanız Düşük Glisemik İndeksli gıdaları tercih edin
Doğal Şeker Özleri,Stevya,ksilitol,bitter çikolata (%70 ve fazla kakao içeren)
Çok tahıllı ekmek veya tam buğday ekmeği,esmer pirinç, al dente makarna
Mercimek,bezelye,fasulye,yer elması
Yulaf lapası,müsli,all bran
Doğal meyva özellikle kiraz,ahududu
Limon,kekik,adaçayı,yeşil çay
Günde bir kadeh kırmızı şarap
Taze sarmısak ve soğan tüketin.

Bir Kızılderili kabile şefi’nin 1854’te söylediği gibi;
“Çocuklarınıza, bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz şeyi, toprağın anamız olduğunu öğretin.Toprağın başına ne gelirse, toprağın çocuklarının başına da o gelir.İnsanlar yere tükürürlerse,kendi suratlarına tükürmüş olurlar”
Oysa biz toprakları sırf kendi politik ve maddi çıkarlarımız için her geçen gün biraz daha hor kullanarak kendi suratımıza tükürmekten beter ediyoruz,üstelik kara cehaletimizi yorgan gibi kafamıza kadar örterek gelecek nesillere verdiğimiz onca zararın da hiç farkına dahi varmadan.
”Toprak insana değil,insan toprağa aittir.Biz bunu biliriz.Her şey birbirine bağlıdır,bir aileyi birleştiren kan gibi.Her şey birbirine bağlıdır.”
Adam bunları 150 yıl önce söylemiş,peki kim kulak verip,ders çıkarmış?Hiç kimse..

Dr.Moris YAŞA
www.espoir.com.tr
0216 362 32 20

MODERN ZAMANIN EN SAĞLIKLI GIDALARI 5000 YILLIK GELENEKSEL FERMENTE GIDALARSon 100 yılda insanlar maalesef insanların dü...
14/04/2016

MODERN ZAMANIN EN SAĞLIKLI GIDALARI 5000 YILLIK GELENEKSEL FERMENTE GIDALAR

Son 100 yılda insanlar maalesef insanların dünyaya geldiği dönemlerin en hastalıklı yıllarını yaşıyor, bu hastalıklar bulaşıcı mikropların salgınlarla milyonlarca insanın ölümüne sebep olduğu antibiyotik öncesi dönemlerden daha büyük sıkıntı yaratıyor.
En büyük nedeni ise endüstriyel teknoloji ile üretilmiş gıdalar..

ENDÜSTRİYEL GIDA TEKNOLOJİLERİ
Gıda üretiminde çok daha hızlı ve daha çok miktarda üretim yapılması kapitalizmin en üst aşaması.Üretimdeki tüm teknolojik yenilikler gıdaların hızlı bir şekilde işlenmesi üzerine odaklanmış durumda. Gıdanın işlenmesi daha uzun süre rafta kalması üzerine kurgulanmış.
Perakende zincirlerinin yaygınlaşması,semt pazarlarının,mahalle kasaplarının ve bakkallarının yerini alması bize modernizm olarak sunuluyor..
Ülkenin bir ucundan diğer ucuna gıdaların taşınması için riskli olmaması gerekiyor. Gıda teknolojileri gıdaların taşıdığı riskleri ortadan kaldırıyor.

Risk nedir ?
RİSK GIDANIN DOĞAL HALİ
Gıdanın doğal olan her şeyi yok edilmeli ,gıda bozulmayacak hale getirilmelidir.
Bütün mühendislik bilimleri ve kimya bilimleri eğitimlerini bunun üzerine kuruyorlar.
Buldukları her yeniliği göklere çıkararak muhteşem işler yaptıklarını açıklıyorlar.
O muhteşem yenilikler insan sağlığının yok edilmesinin adım adım ilerleyişidir aslında.

BİNLERCE YIL ÖNCESİNDE
Binlerce yıl öncesinde insanlık beslenmesine çok önemli bir ivme kazandırdı. Doğadaki ürünleri fermente etmeyi öğrendi.
Mayaları keşfetti. Mayaların içeriğindeki probiyotik bakteriler sayesinde ne olduklarını bilmeden insanlığa en büyük armağanı sundu..
Sağlıklı ve uzun yaşam süren insanlar ;bugün bağışıklık sistemleri çökmüş ,sindirim sistemleri çalışmayan bugünün insanlarına kıyasla zamanlarının en mutlu ve en güçlü insanları idi..
GELENEKSEL FERMENTE GIDALAR ,GELECEĞİN GIDALARI
Fermentasyon ile gıdanın sindirime ve emilime uygun hale gelmesi ile insanların mide ve bağırsaklarında yapılacak olan işlemler önceden gerçekleşiyor.
Gıdadaki bu kimyasal dönüşüm hem midenin çok rahat ve verimli çalışmasını ,hem de besinlerin hızla sindirilmesini sağlıyor.
Bağırsakların ise besinden tam yararlanmaları sağlanıyor. İçeriğindeki tüm yararlı proteinler ,vitaminler ve mineraller son zerresine kadar emilerek metabolizmaya kazandırılıyor.Bağışıklık sisteminin daha fazla dirençli ve güçlü olması bu fermentasyon sürecinde görev yapan ve çoğalan bakteriler ile mümkün oluyor.

PROBİYOTİK GIDALAR ARTIK BESLENMENİN İLK SIRASINDA
Fermentasyon ile kimyasal dönüşüme uğramış gıdalar artık her yerde ön plana çıkıyor.
Geleneksel mutfağımızın ürünleri :
Yoğurt,Turşu ,Tarhana, Boza ..bilenenler
Şimdi daha zengin içerikli olanları da ekleniyor
Probiyotik Yoğurt ,Kefir ,Kımız ve Probiyotik peynir ile güçlü bakteriler sahneye çıkıyor.
Tüm sebze ve meyvelerin ,etlerin ve diğer gıdaların fermentasyonu ile yepyeni probiyotik gıdalar geliyor..
Diyabet ve obezitenin yok edilmesinin yolu bu gıdalardan geçiyor.
Kanserin önlenmesinin ,kalp ve damar hastalıklarının ortadan kaldırılmasının ve diğer organlardaki hastalıklardan korunmanın temelinin güçlü bir bağışıklık sisteminden geçtiğini artık herkes çok daha iyi anlıyor..

HASTALANMAMAK İÇİN SAĞLIKLI GIDALAR İLE BESLENMEK
BU YÜZYILIN EN TEMEL PARADİGMASIDIR....
Dr.Moris YAŞA

PROBİYOTİK NEDİR?Yıllar boyunca bağırsaklarımız hep ihmal edildi, sadece dışkı üretmeye yaradıkları düşünüldü. Bundan 20...
13/04/2016

PROBİYOTİK NEDİR?

Yıllar boyunca bağırsaklarımız hep ihmal edildi, sadece dışkı üretmeye yaradıkları düşünüldü. Bundan 20-30 yıl öncesine kadar, hala bağırsakların boş bir boru olduğu düşüncesine sahip olanlara rastlamak mümkündü.

Çok şükür artık bunun böyle olmadığını biliyoruz ve bağırsaklara iade-i itibar yapıldı. Hatta o kadar önem verilmeye başlandı ki, artık “İkinci Beyin” tabiri kullanılıyor bağırsaklarımız hakkında.
Ben 'Bağışıklık Sistemimizin Beyni' demeyi tercih ediyorum.

Yetişkin bir insan vücudunda bulunan bağırsakları açıp tek kat olarak sermek mümkün olsaydı, 4 oda 1 salon evden daha geniş bir yüzey elde ederdik: Her birimiz 300 m2 ‘den daha geniş bağırsaklara sahibiz! Yaşadığınız evden daha geniş bir yüzeye sahip bir organı, vücudunuzda taşıdığınıza inanabiliyor musunuz? Üstelik bu geniş yüzeye sahip organda, vücudumuzdaki hücrelerin 10 katı sayıda faydalı bakteri yaşıyor: Probiyotikler.

Bağırsaklarımız, evimizden daha geniş ve daha kalabalık!
Probiyotik, “yaşam için” anlamına gelen Yunanca bir kelimedir.
Probiyotik bakteriler, bizim bağırsaklarımızda yerleşik halde bulunan sağlığımıza faydalı bakterilerdir. Çok işe yararlar ve çok kalabalıktırlar:

Bağırsaklarımızda, vücudumuzdaki toplam hücre sayısının tam 10 katı kadar probiyotik bakteri taşıyoruz: Yaklaşık olarak 100 trilyon bakteri bulunuyor bağırsaklarımızda! Bu probiyotikler, 500’ün üzerinde ayrı türdeki bakterilerden oluşuyor. Vücut ağırlığınızın 1 kilosundan fazlasını, probiyotik bakteriler oluşturuyor. Düşünebiliyor musunuz? Şu anda bağırsaklarınızda 1 kilodan fazla faydalı bakteri taşıyorsunuz.

PROBİYOTİKLER NASIL OLUŞUR?
Doğum anında, bebeğin bağırsaklarında bir tane bile bakteri bulunmaz, sterildir. Bebeğin doğum kanalından geçtiği andan itibaren annenin doğum kanalından aldığı bakteriler ile bağırsaklarda probiyotikler oluşmaya başlar. Bu nedenle, normal doğum ile doğan bebekler ile sezaryen ile doğan bebekler arasında probiyotik bakteriler açısından farklılıklar vardır. Normal doğum ile doğanlarda probiyotikler daha erken ve daha zengin olarak meydana geldiği için, daha dirençli bebekler olurlar.
Aynı şekilde, anne sütü almak da faydalı probiyotikleri arttırır. Anne sütü “prebiyotik”tir, yani probiyotik bakterilerin gelişimi ve çoğalması için uygun ortam hazırlar. Emzirmek, çocuğunuzun sadece karnını doyurmak için gerekli değildir, aynı zamanda daha sağlıklı olmasını sağlayacaktır.
Yani bağırsaklarınızdaki faydalı mikropların oluşması için, öncelikle sizin o mikroplarla temas etmeniz, tabir caizse biraz “kirlenmeniz” gerekiyor!
Bağırsaklarda bulunan faydalı bakterilerin büyük çoğunluğu, yenidoğan döneminde bağırsaklara yerleşir. Dolayısıyla, yenidoğan döneminde bebeği emzirmek ve süt veren annenin doğal gıdalarla beslenmesi, faydalı bakterilerin sağlıklı gelişimi açısından son derece önemlidir.
Hayat boyunca kullanılan antibiyotikler, bağırsaklardaki probiyotik bakterilerin sayısını ve çeşitliliğini etkiler, dengesini bozar. Yerli yersiz ve doktor kontrolü olmadan antibiyotik kullanımı, probiyotik kayıplarına yol açar.
Aynı şekilde, beslenme yetersizlikleri de probiyotikleri olumsuz yönde etkiler. Vitamin ve mineral açısından zayıf, lif oranı düşük besinler tüketmek, yeteri kadar protein almamak, probiyotiklerin sayılarını azaltır.

PROBİYOTİKLERİMİZİ NASIL KAYBEDİYORUZ?

Dengesiz beslenme
Alınması gereken temel gıda maddeleri, vitamin ve minerallerin alınmaması, probiyotik dengesini bozar. Probiyotiklerinizi aç bırakmayın.
Besleyici özelliğini yitirmiş işlenmiş besinler:
“Ne yerseniz siz osunuz”
Özellikle de, pastörize edilmiş hazır sütler ve homojenize yoğurtlar. Bunlar pastörize edilirken yüksek basınç altında ısı uygulandığı için besleyici özelliklerini yitirirler. Vücut için hiçbir besleyici değeri olmayan faydasız besinlere dönüşürler. Probiyotiklerinizi korumak için kendi yoğurdunuzu evde kendinizin yapmasını tavsiye ediyoruz.
Unutmayın, beslenirken sadece kendi vücudunuzu değil, aynı zamanda bağırsaklarınızda bulunan probiyotik bakterileri de besliyorsunuz. Onlara iyi bakmalısınız, onlar sizin vücudunuzu koruyan savaşçı askerleriniz.

Hijyen takıntısı:
Yediğimiz sebze ve meyveler mikroptan arındırılmış değildir ve doğru olanı da budur. Yediğimiz gıdalar ile vücudumuza faydalı bakterileri de alırız ve bu faydalı bakteriler, zararlı mikropların vücuttan uzaklaştırılması için çalışırlar. Fakat modern Batı toplumunun hijyen takıntısı nedeniyle, yenilen her gıdanın mikroptan arındırmak için işlemden geçirilmesi, probiyotiklerin sayısında azalmaya sebep olmuştur. Aşırı hijyen takıntısının alerjileri arttırdığı tıbbi çalışmalarla gösterilmiştir.

Genetik müdahale:
GDO’lu besinler. Eğer bitkinin genetik yapısını değiştiriyorsa, acaba benim genetik yapıma ne yapıyor? Probiyotik bakterilerimin dengesini bozduğu kesin.
Aşırı ve gereksiz antibiyotik kullanımı
Kullanılmaya başlayalı henüz 70 sene olmasına rağmen, kontrolsüz ve yersiz kullanılan antibiyotikler probiyotik dengesini alt üst etti. Antibiyotiklerin gereksiz kullanılmaması, doktor reçetesi olmadan verilmemesi ve doktorların da antibiyotikleri kolayca yazmaması gerekiyor.
Bir kür antibiyotik kullanımının probiyotiklerin %90’ını öldürdüğü gösterilmiştir. Enfeksiyon nedeni ile antibiyotik kullanan hastaların tamamında probiyotik takviyesi yapılması gerekir.
Bazı batı ülkelerinde antibiyotik tedavisiyle birlikte mutlaka probiyotik takviyesi yapılmaktadır.
Aşırı ve gereksiz mide ilaçları kullanımı
Mide asidindeki dengesizlikler, sindirimi ve probiyotik dengesini bozar. En ufak bir şikâyette bile hemen mide asidi üzerine etkili ilaçlara başvurulması, probiyotiklerle ilgili problemlere yol açar. Hemen ilaç almayın, bunun yerine doğal yöntemlere başvurun, sağlığınızı korumak için yapın bunu.

14/02/2016
2016 U.S. Adult Immunization ScheduleAbigail Zuger, MD reviewing Kim DK et al. Ann Intern Med 2016 Feb 2.Recommendations...
12/02/2016

2016 U.S. Adult Immunization Schedule

Abigail Zuger, MD reviewing Kim DK et al. Ann Intern Med 2016 Feb 2.

Recommendations include major updates on meningococcal and pneumococcal vaccinations.
Sponsoring Organization: Advisory Committee on Immunization Practices (ACIP)
Target Audience: U.S. primary care clinicians

Background
CDC Adult Immunization Schedule for 2016 Reprinted from www.cdc.gov/vaccines/schedules/hcp/adult.html.
The ACIP has issued its 2016 recommendations for immunizing adults (age, ≥19). This year's schedule incorporates a few new vaccines and changes in the rules for administering some older ones. Immunization tables and extensive footnotes are available on the CDC website free of charge. We have reprinted the age-specific recommendation table.

What's Changed?
Two meningococcal vaccines that offer protection against group B meningococcal disease have been added to the schedule. Group B meningococcal vaccine is recommended for use in high-risk patients (i.e., those exposed in a type B outbreak, those with functional or anatomic asplenia). Either of the group B vaccines can be used, but they are not interchangeable (i.e., patients must receive the same vaccine for all of their doses).
A 9-valent human papillomavirus (HPV) vaccine has been added to the schedule, joining bivalent and quadrivalent vaccines as an option for immunizing young adults (age range, 19–26). Any of the vaccines can be used in women; only the 9-valent and quadrivalent vaccines can be used in men.
The sequence of 13-valent and 23-valent pneumococcal vaccination is complicated and depends on age and underlying medical conditions. This year, a longer recommended interval between 13-valent and 23-valent vaccination makes the nomogram a little easier to remember: In immunocompetent adults, at least 1 year should separate the two vaccines, no matter which is administered first; in immunocompromised adults, 23-valent vaccination should follow 13-valent vaccination by at least 8 weeks, and 13-valent vaccination should follow 23-valent vaccination by at least 1 year.

COMMENT
Adult immunizations are increasingly complex, and these guidelines do not help clinicians decide among specific vaccines when several options are available. However, they do continue to offer useful and user-friendly graphics to outline which vaccines are recommended, optional, and contraindicated for adults with a range of chronic medical conditions.

Sugar Is Definitely Toxic, a New Study SaysThat’s what scientists have concluded from a first-of-its-kind diet study inv...
27/10/2015

Sugar Is Definitely Toxic, a New Study Says

That’s what scientists have concluded from a first-of-its-kind diet study involving overweight kids

Fat was the food villain these past few decades but sugar is quickly muscling in to take its place. As rates of sugar-related disorders such as diabetes, obesity and heart disease climb, many experts believe that when Americans rid themselves of fat, they simply replaced it with sugar in all its forms.

But proving that the rise of the chronic diseases was actually linked to higher sugar consumption is a challenge. Dr. Robert Lustig, from the department of pediatrics at the University of California, San Francisco, who has made a name for himself publishing books and research addressing the question of sugar’s effects on the body, wanted clearer answers. Now, in a paper published Tuesday, he and his colleagues believe they have come up with the definitive evidence that sugar, as Lustig says, “is toxic.”

In most lab studies, the doses of sugar that scientists test are quite high; they want to see what the effect is quickly and, depending on the research, they may not have time to wait to study the more gradual effects that might emerge. And in studies where people reduce the amount of sugar they eat, for instance, those people end up eating fewer calories overall, so it’s difficult to know whether any changes are due to the removal of sugar or to the drop in calories.

Lustig and his colleagues think they’ve produced the “hard and fast data that sugar is toxic irrespective of its calories and irrespective of weight.”

Lustig’s confidence comes from the unique study, described in Obesity, of 43 Hispanic or African-American children aged eight to 18 years old. He collected detailed food questionnaires from each of the adolescents to get an idea of the average amount of calories they ate per day, then designed a special menu for each of them for nine days that matched the total numbers of calories they would normally eat. The only difference in the nine-day diet was that most of the sugar the children ate was replaced by starch — the overall number of calories remained the same. The children weighed themselves daily, and if they were losing weight, they were told to eat more of the provided food in order to keep their weight the same throughout the study.

“Everything got better,” says Lustig. Some of the children went from being insulin resistant, a precursor state to developing diabetes, in which the body’s insulin levels can no longer keep up with the pace of breaking down sugar that’s coming in from the diet, to insulin sensitive.

“We took chicken teriyaki out, and put turkey hot dogs in. We took sweetened yogurt out, and put baked potato chips in. We took pastries out and put bagels in,” says Lustig. “So there was no change in [the children’s] weight and no change in calories.”

After nine days of having their total dietary sugar reduced to 10% of their daily calories, however, they showed improvements in all of these measures. Overall, their fasting blood sugar levels dropped by 53%, along with the amount of insulin their bodies produced since insulin is normally needed to break down carbohydrates and sugars. Their triglyceride and LDL levels also declined and, most importantly, they showed less fat in their liver.

Because some of the children lost weight, to convince themselves that the effects weren’t due to the small amount of weight that some of the children lost, Lustig and his team compared those who lost weight to those who didn’t during the study, and found similar improvements in both groups.

“Up until now, there have been a lot of correlation studies linking sugar and metabolic syndrome,” says Lustig. “This is causation.”

The diet he provided the children isn’t considered ideal from a health perspective — starches are still a considerable source of calories and can contribute to weight gain. But Lustig relied on the starches to prove a point in a scientific study — that the effect sugar has on the body goes beyond anything connected to its calories and to weight. “I’m not suggesting in any way, shape or form that we gave them healthy food,” he says. “We gave them crappy food, sh*tty food, processed food — and they still got better. Imagine how much even better they would have gotten if we didn’t substitute and took the sugar out. Then they would have gotten even better yet. That’s the point.”

Not everyone is convinced that the results definitely prove sugar, and not weight loss, is the culprit, however. Susan Roberts, professor of Nutrition, USDA Nutrition Center at Tufts University notes that because some of the children lost weight, it’s still possible that shedding the pounds helped their metabolic measures to improve. She also points out that the children self-reported their initial diet, which can often be inaccurate. “We know that a healthy diet and weight loss cause good metabolic changes, and although this study tries to attribute its effects to low fructose, in fact it is impossible to do that because of the study design.”

Some experts are concerned for other reasons. They’re worried that the findings may shift attention away from what they consider to be the more fundamental issue — that overall, we’re eating too much. “Too much calorie intake is still the biggest problem,” says Dr. Mark Corkins, professor of pediatrics at University of Tennessee Health Science Center and member of the American Academy of Pediatrics committee on nutrition. He notes that the study involved children who were obese already and consuming too many calories. “It’s an important study, and the facts coming out of it are very important. It means we need to look at sugars, and at the type of sugars and sugar intake. But I worry that people are going to hang everything on this when we still need to reduce consumption.”

Lustig hopes that won’t happen as more data emerges that details how sugar is altering the body in unhealthy ways outside of its caloric contribution. That wasn’t the subject of the current paper, but he promises follow up studies based on this work that will address that. This study does hint however, at what might be happening. While there has been a lot of attention on the presence of belly fat and its connection to metabolic syndrome, the fact that the children saw improvements in the amount of fat in their liver suggests that might be an important way that sugar is contributing to chronic disease. Obese children and those with diabetes often suffer from fatty liver, a condition normally associated with alcohol abuse but increasingly common among non-drinkers who gain excessive amounts of weight.

This new view of sugar could change the advice that doctors and government health officials give about eating the sweet stuff. Lustig’s hope is that the information is considered as the U.S. Department of Agriculture finalizes its latest Dietary Guidelines, expected by the end of the year, which delineate recommendations for what, and how much of different types of foods and nutrients Americans should eat.

FAZLA KİLOLARDAN KURTULMAK SAĞLIKLI YAŞAMANIN VE SAĞLIKLI YAŞLANMANIN ÖN KOŞULUDURDr.Moris Yaşa olarak beni, Espoir Bili...
27/10/2015

FAZLA KİLOLARDAN KURTULMAK SAĞLIKLI YAŞAMANIN VE SAĞLIKLI YAŞLANMANIN ÖN KOŞULUDUR

Dr.Moris Yaşa olarak beni, Espoir Bilimsel Zayıflama Merkezini kurmaya iten en önemli unsur, 26 yıldan beri içinde bulunduğum zayıflama sektörünün, insan sağlığına verdiği zararları görmem ve hekim olarak göz göre göre yapılan hatalara isyan etmem oldu.
Zayıflamak ne pahasına olursa olsun kilo vermek değildir, parlak sloganlarla pazarlanan moda diyetlerden mucizevi sonuçlar beklemek hiç değildir.

Zayıflamak harcayamadığı kalorileri doğası gereği yağ olarak depolayan vücudumuzu doğru beslenmeyle önce depoladığı yağı yakmaya sonra yeniden yağ depolamamaya programlayabilmektir.

2015 Chemistry Laureate Aziz Sancar has mapped nucleotide excision repair, the mechanism that cells use to repair UV dam...
07/10/2015

2015 Chemistry Laureate Aziz Sancar has mapped nucleotide excision repair, the mechanism that cells use to repair UV damage to DNA.
POPULAR INFORMATION about the 2015 in Chemistry: http://goo.gl/2Xaqcc

KOLOREKTAL KANSER MORTALİTESİNDE SON 40 YILDA AVRUPA ÜLKELERİNDE NELER DEĞİŞTİ...Çok ilginç bir trend analizi..
07/10/2015

KOLOREKTAL KANSER MORTALİTESİNDE SON 40 YILDA AVRUPA ÜLKELERİNDE NELER DEĞİŞTİ...

Çok ilginç bir trend analizi..

Research Trends in colorectal cancer mortality in Europe: retrospective analysis of the WHO mortality database BMJ 2015; 351 doi: http://dx.doi.org/10.1136/bmj.h4970 (Published 06 October 2015) Cite this as: BMJ 2015;351:h4970 Article Related content Metrics Responses Peer review Driss Ait Ouakrim,…

ESPOIR DOSTLARI, ESPOIR'DAN HİZMET ALANLAR...Uzun sıcak bir yaz mevsimi ve 9 günlük Bayram tatilini geride bıraktık..Çoc...
02/10/2015

ESPOIR DOSTLARI, ESPOIR'DAN HİZMET ALANLAR...

Uzun sıcak bir yaz mevsimi ve 9 günlük Bayram tatilini geride bıraktık..Çocuklarımız nihayet okullu oldular..

Umarım sıra kendi sağlığımızla yeniden ilgilenmeye gelmiştir..

BU SEZON İÇİN YALDIZLI DAVETİYE BASTIRAMADIM, BENİ MAZUR GÖRÜN..

EEE DAHA NE BEKLİYORSUNUZ..?

GÜNAYDIN...Sağlıklı beslenmenin hayli zor olduğu bir haftaya girdik. Kurban Bayramı tatili süresince her daim tekrarladı...
21/09/2015

GÜNAYDIN...

Sağlıklı beslenmenin hayli zor olduğu bir haftaya girdik. Kurban Bayramı tatili süresince her daim tekrarladığım "Rafine şeker"den uzak durun sözünün yanı sıra kurban eti kavurmasına da dikkat edin.
Lezzeti ile ilgili söylenecek söz yok ancak çok yağlı bir yemek olduğu da aşikar. Yağlı yiyeceklerden sakınmakta büyük fayda var. İdeal beslenmede "Akdeniz mutfağı" artık herkes tarafından benimsenmiş görünüyor. Zeytin yağı ağırlıklı bol taze sebze ve taze meyve tüketmek ve karbonhidratlı gıdaları mümkün olduğunca azaltmak sağlıklı beslenmenin püf noktalarını oluşturuyor..

Biliyorum bir çoğunuzla Bayram tatili sonrası yeniden görüşeceğiz..
O güne kadar sağlıklı beslenin, sağlıcakla kalın..

Cümleten iyi bayramlar..

11/09/2015

GÜNAYDIN...

Bugüne kadar sizlerle çok geniş bir perspektifte kah bilgilendirici, kah sosyal medya adabına uygun eğlendirici pek çok şey paylaştım..
Bugün sizlere biraz da mesleğimden,daha doğrusu "slimming" konusunda uzmanlaşmış bir hekim olarak hissettiklerimden bahsetmek istiyorum..

Biraz da sitem etmek istiyorum.Kime derseniz,özellikle biri veya birilerine değil top yekun eğitimli kesimin nasıl bu kadar kolay
aldatıldığına,kendi sağlığı söz konusu olduğunda nasıl bu kadar duyarsız,bu kadar vurdum duymaz davranabildiğine sitemim..
1989 yılında Türkiye'de ilk "Slimming kavramı" ile tanışan hekimlerden birisiyim.Aradan geçen 26 yılda köprünün altından çok sular aktı.

Her şeyden önce internet denilen "bilgi çöplüğü" çıktı ortaya.Sonra sayısız medya maymunu türedi,tv kanallarından her ahkam kesenin sözlerine inandınız ve metabolizmanıza aklınızın almayacağı zararlar verdiniz..

Ben bu satırları yazarken eminim aranızdan yüzlercesi ya bu medya maymunlarının oyununa gelmeye hazırlanıyor,ya da devam etmekteler..

Geçen 4-5 yılda eminim Dukan diyeti uygulayan ve şu anda uyguladığına bin pişman olanlarınız,ya da günün modası Karatay diyetiyle damarlarını hayvansal yağlarla tıkamakta olanlarınız, halüsinasyonlar gören Karatay'ın Leptin hormonu saçmalıklarından medet umanlarınız vardır.

Şu an itibarıyla facebook listemde 2070 kişi mevcut.Bu 2070 kişinin Türkiye eğitim piramidinin en tepesinde bulunduğundan en küçük bir şüphem yok.Her biriniz fevkalade bilinçli tüketicilersiniz, eminim.Peki acaba kaçınız benim "Zayıflama sektörü"nde 26 yıllık bir tecrübem olduğundan ,kaç kişi benim hiçbir ticari kaygı taşımayan adeta bir sağlık portalı titizliğiyle hazırladığım web sitemden haberdar?

Haberdar olsa da acaba kaç kişi sitemdeki kaç makaleyi okudu?
Bildiğiniz gibi son dönemde bir "İnsülin Direnci" kavramı ortaya çıktı,hemen herkesin dilinde.Benden hizmet alanlar bilirler bu kavramın 12 yıldan beri bana başvuran herkese eğitimini vermeye çalıştım.HOMA IR hesaplamasını hala doğru dürüst bilen yok,varsa yoksa açlık-tokluk kan şekeri ve HbA1c ölçtürmeler.. Eyvah şimdi şeker yüklemesi mi yaptırmam lazım diye sormalar.Hoş yükleme yapan laboratuvarlar da 3 saatlik bir yüklemeyle yetinmiyor mu o da ayrı bir rezalet..

İddia ediyorum bu konunun kitabını yazdığım için de hiç tevazu gösteremiyeceğim,piyasada zayıflama konusunda başvuracağınız herhangi bir diyetisyen,zayıflama merkezi,akupunktur uzmanı, ayurvedacı, mezoterapist,hatta doktor ve hatta profesör,özetle aklınıza gelebilecek hiç kimse elime su dökemez.Hani kitap dediğinizi duyar gibiyim.Kitabım son redaksyonu yapılmış halde yaklaşık iki yıldan beri baskıya hazır,ancak Türkiye'de hiçbir yayınevi salt doğruları yazdığım ve biraz da sivri dilimden ötürü henüz kitabımı basmaya yanaşmadı..(Gezi'den sonra haksız
da sayılmazlar çünkü iktidara sürekli giydirdim amiyane tabirle)
Türkiye'de rafine şeker tüketimi had safhada,özellikle de rafine şekerin en kötüsü,bütün Avrupa ülkelerinin ithalat
kotalarını alabildiğine kıstığı ve sıkı sıkı denetlediği Mısır şurubu(Nişasta bazlı sıvı şeker), şeker içeren tüm ürünlere girmiş durumda.13-18 yaş adolesan grubu hastalarımda İnsülin Direnci gelişmiş gençlerin yüzdesini duysanız dudağınız uçuklar..
7.5 yaşında İnsülin Direnci gelişmiş bir çocuk hastam bile var..

Şimdi herkese soruyorum; Kendiniz,çocuğunuz,anneniz,babanız,yakın çevreniz,eş-dost ve akrabalarınızda hiç mi yukarıda kısaca değindiğim
"Glükoz Tolerans Bozukluğu" yakınmaları olan, gebelik diyabeti geçiren,hipoglisemi ataklarından muzdarip,kilo vermek istediği halde veremeyen,menopozda,tiroid sorunları yaşayan kimse yok?
Niye kolay yolu seçerek ya bir diyetisyene veya size hayal satan,moda diyetlerle gözünüzü boyayan,yazdığı kitaplardaki mucize diyetleri önerenlere dünyanın parasını kaptırıp,daha kötüsü sağlığınızı riske ediyorsunuz.26 yıllık kariyerimde Zayıflamanın mucize bir yönteminin olmadığına bizzat şahidim..
Kusura bakmayın yıllardır bir hayli dolu olduğum bir konuda biraz içimi döktüm.

Siz özgürlük aşıklarına bir hatırlatma yaparak veda etmek istiyorum: "İnsanın Birinci Özgürlüğü Sağlıktır"

Address

Yeni Yol Sokak, Uğur Apt. , A Blok No:27 D:1 Şenesenevler/Kadıköy
Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Espoir Bilimsel Zayıflama ve Anti-Aging Merkezi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Espoir Bilimsel Zayıflama ve Anti-Aging Merkezi:

Share