Yazılarım oguz aydın

Yazılarım oguz aydın Türk Kültür ve fikir hareketlerinin insanlığın ortak medeniyet mirasına katkıları

VATAN‘’Türkmenoğlu, yalnızlık basıp hüzün çamuruna battığında,coşup kalbin göğsüne sığmadığında,tabiata,dağlara,denizler...
21/01/2026

VATAN
‘’Türkmenoğlu, yalnızlık basıp hüzün çamuruna battığında,coşup kalbin göğsüne sığmadığında,tabiata,dağlara,denizlere,ırmak kıyılarına,göllere çıkarsın. Kalbin çocuk uçurtması gibi gökte dalgalanmaya başlar. O an yanından dünyanın tüm dert ve ıstıraplarını unutup ruh ve mana alemine dalarsın. Yedi iklimi dolaşsan Türkmen dağından yüz kat güzel dağlara bile çıksan o dağlar ne senin dilini anlar ne de senin kalbindeki derdini paylaşır.
Türk milleti bir bütün olarak yeniden doğdu. Kabile,cemaat ve aşiretlerin en koyu olduğu bu coğrafyada artık bir millet doğmuştur.Milletin bir sofrada cem olduğunu ve bunun kadrini bilmeliyiz. Yeni kurduğumuz bu vatanın imarıyla gurur duyduğumuz kadar kalbimizi de inşa etmeliyiz.En güzel binalar şehirlerde değil kalbimizde kurulmalı. Onları görebilmek içinde gönül gözleri edinmeliyiz.Bir millet ruhuyla topluma dönüşür. Sen bu yurttan başka yerde yüreğindeki derdi paylaşan çölleri,denizleri bulamazsın.Türkçe şarkılar söyleyip Türkçe saz çalmadan yağan yağmurları duyamazsın.’’ Ruhname
İşte millet olmak bu duyguları elde edebilen fertlerin üzerinde yükselir.Üst kimliğimiz bu vatan ve millet olmalıdır ki ,ilelebet var olabilelim. Yalnızca var olmakla kalınmadan refah içinde bir toplum yaratabilelim. Birlik kültürünü sağlamadan ,millet bilincini kazanmadan bölgemizde var olmamız mümkün değildir.90 yıllık bir cumhuriyet deneyimimiz bize bu gücü verecektir. Şunu unutmayalım Kürtlük fikri,Çerkezlik fikri,Lazlık fikri ve mezhepsel farklılıklarımızla bu bütüne Türk milleti denir. Cemaat veya aşiretsel aidiyetlerimizin üst yapısını millet olma bilinci kaplamalı ve bir bütünün parçaları olduğumuzu anımsamalıyız. İki büyük dostumuz var.Hiçbir zaman vefasızlık etmeyen,bizi terk etmeyen iki dost. Biri vatan diğeri millettir. Bu bilinç ve düşünüşle refah içinde bir millet yaratmak için çalışmalıyız. Kin ve nefret tohumları bizi geriye götürmekten başka bir işe yaramaz. Namık Kemal’in dediği gibi vatan sevgisinden maksat,toprağa değil,onun üstünde yaşayan insanlara duyulan sevgidir. Konuyla ilgili daha önceki yazım vahdet ve oydaşma yazımı da okumanızı tavsiye ederim.
saygılarımla

25/07/2025

YENİ

Yeni anlayışlar lazım
Yeni nesiller!

Mesele içerde kimin yöneteceği değil. Mesele dışardan gelen refah kararımız.
Ne kadar zenginleşip ne kadar fakirleşeceğimizin kararlarını elimizden kaçırmış olmamız . Cumhuriyetin tüm kazanımlarının, uzun dönemdir siyasetin sığlığı yüzünden elimizden gitmesidir. Tüm yaşadıklarımız toplumsal kültürün başarısızlığından başlangıcını alan kurumsal çöküntülerdir. Çökmüş bir kurumsal yapıyla daha ne kadar siyasi masallar dinleyeceğiz. Güya alternatif olduğunu söyleyen yeni muhalefetinde kurumsal yapıdan anladığı, ben merkezli olduğu tam olarak ortaya çıkmış durumda. Türkiye' nin uzun dönemdir yaşadığı bu gelişmemişlik sarmalını çözebilecek bir entellektüel birikimin halkın içinde gelişememesi asıl meselemiz. Bu güçsüzlük, hamaset zinciri sayesinde farkedilememekte. Toplumun gerçeği duymak istememesi hali , siyasetinde bu yönde gelişmesi, işte bu problemlerimizi besliyor.
Meselemiz benden bize geçemeyen sığlık. Tüm toplumsal katmanlar bu hastalığın pençesinde. Liyakat yerine aracılık, herşeyi bilen cahiller, entellektüel birikimi yetersiz aydınlar, üretme isteğini kaybetmis bir toplum esas meselemiz. Bu yapıdan kurtulamazsak hep suçlu arar dururuz. Fakirlik sarmalında ya ağlar yada hamaset naralarında kendimizden geçeriz. Bunlar mı seçeneklerimiz. Artık yeni anlayışlara ihtiyaç var.
Saygılarımla

12/01/2023
27/12/2022

Kayıp nesil

80 lerin kayıp nesli yeni bir kayıp nesil mi yarattı?

Elimizdeki bu yoğunluktaki en son gençliği bir hayal dünyasında kaybettik. Her şehre bir üniversite vaadi geniş halk kesimlerinin numayişleri içinde gerçekleşmişti. Gerçekte akademinin böyle birşey olmadığını çok acı tecrübelerle öğrenmek üzereyiz. Meslek sahibi olmakla akademik kariyer birbirine karışmış durumda. Şuan ki gençlik ne doğru dürüst bir meslek öğrenebilmiş ne de akademik bir nosyon alabilmiş değil. Kayıp bir nesil , kayıp bir ülkenin de temelini oluşturuyor. Bunu oluşturma mantığı uzun zamanlardır kontrol altında tutulmak istenen bir ülkenin sistematiğinde gizli. Tüm toplumsal otoritelerin en çok istediği bu kontrol duygusu onların ve tüm ülkenin altına konan en büyük bombaydı oysa ki. Kaybolmuş bir gençlik ne yapacağını bilmeyen ve kırılgan bir toplumsal alt yapıyı meydana getirmiş durumda. İçinden çıkılmaz bir döngü içinde devinen bu gençlik ülkenin ne demek olduğunun bile farkında değil. Bu yüzden çözemediği bu problemden kaçmaya yani ülkeyi terketmeye çalışıyor. Bütün bu problemleri aslında yaratan yanlızca siyaset değildir. Kontrol duygusuna içsel olarak istekli, uzun süredir devam eden gelişmemişlik duygusuyla ezilmiş bir psikoloji içinde devinen geçmiş nesiller, evlatları için en kolay yolun bu olduğunu düşünüyordu. Okuduğun zaman ezilmişliğin ve eşitsizliğin giderilebileceğini zanneden nesiller, siyasetide bu şekilde yönlendirmiştir. Herkes değer vermediği, küçümsediği mesleklerden üniversite yoluyla kurtulabileceğini zannediyordu. Ama geldiğimiz sonuç bunun böyle olmadığını, toplum olarak en değerli varlığın, çalışma ve üretmenin anahtarının meslek olduğunu acı bir şekilde öğretti.
Şu anda geldiğimiz bu gelişmemişlikte ısrara bir suçlu aranıyor. Toplumsal hiddet ve çatışmanın alt yapısı bu gudubetten oluşuyor. Oysaki siyaset dediğimiz şey bizatihi toplumun aynasıdır. Gelinen sonuçların müsebbibi toplumsal kültürel çözülmedir. Gelişmemişliğin hastalığı hep bir suçlu aramaktır. Oysa suçlu iç toplumsal bünyedir.
Sonuçta yok olmuş bir akademi, mesleksiz bir gençlik ve kaybedilen bir ülke! Fakirlik girdabında yanan , çatışan, umutsuz bir genclik ve toplum. Siyasetten medet uman, siyaseti tüm olayların odağına yerleştiren kendisini yok sayan bir toplum... Çözümün odağında bireyin olduğunu ve bu bireyin nitelikleriyle bağlı bir toplumun tek anahtar olduğu hala anlaşılmış değil.
En azından bu gençliğe bu ülkenin kurtuluşunun dışardan bir güçle olamayacağı,mücadelenin tüm zorluklarıyla bu topraklarda yapılması gerektiği Iyi anlatılmalı. Anlamsız bir cesaretle, yüzümüzdeki güvenle yurt dışında aranan maceralar, batının ırkçılık bakışıyla yerini derin bir hüzne bırakabilir.
Unutmayalım ki ülkenin en kötü dönemlerinde o efsane kadrolar kacacaklarına, batmış bir ülkeyi ayağa kaldırmışlardı. Yüce Atatürk'ün gençliğe hitabesini, yurt dışına çıkmak isteyen gençlere ve bunu tetikleyen babalara anlayarak tekrar okumalarını tavsiye ediyorum.
Saygılarımla

23/04/2022

ENFLASYON 2

-Enflasyon ve popülizm

Dünya ekonomi tarihinde enflasyonla mücadelede kullanılan 4 tane yöntem vardır.

1.Piyasadaki para emisyonunu azaltmak
2.Devletin harcamalarını azaltması
3.Bankacılık aracılığıyla verilen kredilerin azaltılması
4.Faiz hadlerini yüksek tutup harcamaların azaltılması ve tasarrufa dökülmesinin sağlanması.

Peki bu yöntemlerden hangisi kullanılıyor?
Hiçbirisi!

Onun yerine halkın cebimden para çalma yöntemi ve gizli vergi olan enflasyonun artması yöntemi kullanılıyor. Halkın gittikçe fakirleşmesine göz yumuluyor. Bu popülizm, orta ve uzun vadede toplumun gelir dağılımına vurulan en büyük darbedir. Zenginin ve bürokrasinin zenginlediği, Halkın fakirleştiği en kötü durum budur. Enflasyon toplumun en büyük belasıdır. Tüm sosyal katmanlarda tahribat yarayarak , toplumsal iç çatışmanın fitilini ateşleyebilir. Huzur ve refah ortamının bozulmasına yol açacaktır. Seçime doğru yaklaştığımız bu dönemde ve uzun vadede enflasyondan bizi kurtaracak olan bu yöntemlerden hiçbiri uygulanmıyor.onun yerine hamaseti söylemlerle toplum yönlendirilmeye çalışılıyor. Devlet büyüdükçe , açıklar arttıkça geniş halk kitlelerinin üzerindeki yük paketlenerek artıyor. Sonunda fakirleşen halkın ve sosyal olaylarının artması uzun vadede çözümlerin dahada ağırlaşmasıyla sonuçlanacak. Enflasyonla mücadele herşeyden daha önemlidir. Yapılması gereken mücadelede en büyük engel olan Popülizm: akıldan ,hukuktan, mantıktan uzaklaşmamıza neden oluyor. Hem hükümet hemde muhalafet bu popülizm hastalığına yakalanmış durumda. Merkez bankasının ilk ve en önemli görevi olan parasal istikrarda siyasetin gölgesindeki bu durumdan etkileniyor. Merkez bankaları o yüzden popülizm ve siyasetten etkilenmesin diye bağımsızdırlar. Bugün merkez bankası ve mali politikalar işlevini yitirmiş durumda. Enflasyon başıboş bir şekilde kendi haline bırakılmış durumda. Allah sonumuzu hayr etsin.
Saygılarımla.

11/04/2022

YAĞMA

Türkiye'nin yaşadığı kriz ve dövizin geldiği durum komşu ülke vatandaşlarının Ülkemize alışveriş amaçlı gelişlerini arttırmış durumda.Polonya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan gibi Avrupanın en fakir ülkeleri Türkiye deki döviz krizini fırsat bilerek tüm varlıklarımızı yağmalıyor. Halkın alım gücünün düşmesi ve gittikçe fakirlesmesi vahametini arttırarak devam ediyor. Yaşadığımız devalüasyon sonucu Türk lirasının değerinin kaybolması yurtdışından yabancılara cazip fiyatlamalar sunuyor. Varlıkların dövize göre çok ucuz olması makro ve mikro boyutta tüm değerlerimizin yağmalanması ile sonuçlanıyor. Borsada şirketlerimizin dolara göre çok ucuz fiyatlarla yağmalanmasına neden oluyor. Örnek Garanti bankasının değerinin 3 de 1 ine satılmasıyla sonuçlandı. Türkiyenin en büyük şirketleri sudan ucuz fiyatlarla işleme girmesine neden oludu.
Tüm varlıklarımızın hisseleri bu şekilde el değiştiriyor. 2013 yılından beri devam eden devalüasyon bugün itibarıyla %1000 Türk lirasının değer kaybetmesiyle sonuçlandı. Hep beraber fakirleşmeye ve refah seviyemizin düşmesini yaşıyoruz. Doğu Avrupanın en fakir ülkeleri paralarının 16 kat değer kazanmasıyla ülkemizi yağma ediyor. Ülkemiz fakirleştikçe yağma ve talanla geriye gidişimiz hızlanmakta.
Biran önce yangınların söndürülmesi gerekiyor. Ülkenin güçlenerek politik kararlarımız sonucu bizi fakirliğe mahkum eden uluslararası finansa karşı özgürlüğümüzü elimize almamız tek dileğim.
Saygılarımla

25/09/2021

ESKİ NESİL DEĞİL YENİ NESİL ÇÖZÜMDÜR

Bugün ülkemizde her problem bir süre sonra içi boş tartışmalara dönüşerek, bağlamından kopmuş bir hale deviniyor. Bu kutuplaşmanın meydana getirdiği bir durum. O yüzdende çözümlerin bulunması zorlaşıyor ve zaman alıyor. Enerjimizin büyük bir kısmı boşuna heba oluyor. Gerçeklerden uzaklaşmış çözümler , daha büyük sorunlar olarak önümüze çıkıyor. Refahın artmasının önündeki en büyük engellerden biriside budur. Bu oydaşma eksikliği en küçük problemleri bile çözülemez bir duruma getirmiştir. Son on yılların en çok konuşulan konusu hala rejim,yönetim ve anayasa olmaya devam ediyor. Boşuna çekilen bu kürekler bir ileri iki geri hep aynı yerde devinmekle sürüp gidiyor. Işte gelişmemişlikte ısrar tamda budur. Konuşanın çok, iş üretenin az olduğu bir ülkede gelişme nasıl olacak ki?
Artık siyasetin ülkedeki kutuplaşmayı artıracak söylemlerden uzaklaşarak toplumun özgürlük alanlarını artırarak bilimin ve aklın önünü açacak politikalara dönmesi zorunludur. Halkın beklentisi; ülkenin yönetimsel problemleri üzerinde dönen polemikler değil,refahın dağılımının düzenlenmesidir.
Artık sosyal zekanın ürettiği polemiklerden çok, mühendisliğin üretim gücü, ihtiyaçlarımızın çözümüdür. Türk milleti toplumsal olarak rejimi özümsemiş ve içine sindirmiş olduğu halde siyasetin yarattığı yapay polemiklerden bıkmış durumdadır . Yeni nesil bu polemikçi siyaset anlayışından uzakta ve bıkmış durumda. Yeniden yapılanması gereken Türk siyaseti, somut ve analitik aklın içine girmek durumudadır. Çağını yakalayamamış siyasetçiler,düşünürler güya entellektüel görünenler biran önce tarihin çöplüğüne gönderilmelidir. Daha teknik düşünebilen; mühendisliğin önde olduğu aklın öne çıkması gereklidir. Rejim problemleri çıkararak toplumun kutuplaşmasından nemalanan iki grubun zamanı geçmiş siyasetçilerini artık yok sayma zamanı gelmiş ve geçmiştir. Yeni adıyla ortaya çıkan eski siyasetçiler günümüzün entellektüel aklını anlayacak durumdan çok uzaktırlar. O yüzdende topluma bir alternatif getirmiyorlar.
Gençler yeni bir dünyaya eski kavgalarla geçemez. Eskilerin kavgaları ve sorunları, yeni neslin sorun ve kavgaları değildir. Bu saplantılı ve kavgacı neslin, gençlere herşeyi devrederek anlayamadıkları bu çağın dinamiklerinin önünden çekilmelidir. Işte bu ilerlemenin ve gelişmedi tek anahtarıdır.
Saygılarımla

26/07/2021

GAYEMİZ

Hakikat değerini ne eskiliğinden, nede taraftar sayısından almaz. Hakikat değerini gerçeğin referansından alır. Bazen gerçek tek kişiyle bile kendini ortaya koyar. O yüzden çoğunluğun yaşadıklarını referans alan bakış, unutulmamalıdır ki gerçeği yansıtmayabilir.
Bunların hepsinden öte, yaşadıklarımızı hakikat zannetmek, yanlışları düzeltmemizin önündeki en büyük engeli oluşturacaktır. O yüzden sorgulama, düşünmeyi sağlayan en önemli araçtır. Hakikatin anlaşılmasında referans bilgi ve akıl olursa, bu gelişmiş bireyin ve sonunda gelişmiş bir toplumun anahtarıdır.
En tehlikelisi ise Yaşadıklarımızın hakikatin ta kendisi olduğuna olan inancımız olacaktır.
Siyasî,dini,sosyolojik tüm insani bakışlara bu noktalara dikkat ederek bakmalıyız.

Hakikatten kopmuş toplumların insani bilimlerin hepsinde oluşturduğu inançlar, onun gelişmesini sağlamak yerine gerilemesine neden olacağı açıktır. Insanın ve toplumun gelişim ve refahı için çalışması gereken bu sosyal bilimler, kavganın ve kaosun sebebine dönüşebilir. Bir toplumun en önemli bakışı hakikate yaklaşımıdır.

Bu anlattığım normlarla siyaseti,dini ve sosyolojik bakışı değerlendirelim. Değerlendirelim ki esas amacı toplumsal refahın artışına neden olması gereken Devlet ve toplumsal kurumlar doğru yoldan gidebilsin. Toplumun fay hatları çatışma alanları yerine gelişim için çalışabilsinler.
Saygılarımla

Address

Aydın

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Yazılarım oguz aydın posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Practice

Send a message to Yazılarım oguz aydın:

Share