Dt.Zerrin Işık Tüfekçi

Dt.Zerrin Işık Tüfekçi Evrensel Ağız ve Diş Polikliniği Kurucusu

Gündoğan yürüyüşleri benim için hiçbir zaman sadece spor yapmak ya da ruhumu dinlendirmek için çıktığım bir yol olmadı.T...
22/08/2026

Gündoğan yürüyüşleri benim için hiçbir zaman sadece spor yapmak ya da ruhumu dinlendirmek için çıktığım bir yol olmadı.

Temiz hava…
Yanımda yürüyen bir dost…
Adını hiç bilmediğim ama on yıldır karşılaştığımızda “Günaydın” dediğimiz insanlar…
Bir zamanlar her sabah gördüğüm, artık yürürken göremeyince içimde ince bir sızı bırakanlar…
Yürürken tanışıp sohbete daldıklarım…
Alışveriş ettiğim esnaf, simidimi aldığım fırın, incir aldığım amca, kahvemi getiren Yaren…

Ve her sabah kalbimde biriktirdiğim küçücük kareler, aklımın bir köşesine iliştirdiğim hikâyeler…

Bu sabah da o hikâyelerden biri düştü payıma.
Önce güldüğüm, sonra düşününce pek de hak verdiğim bir cümle geldi bir dosttan. Ardından da bir kahve ikramı:

“Eşinle dostunla yersen muhabbetin, namın büyür.
Kendi başına yersen popon büyür.” 😊
(Azıcık ayıp ama olsun.)

Güldüm.

Sonra düşündüm; paylaşmanın güzelliği bundan daha sade nasıl anlatılırdı ki?

Ekmeği paylaşmak, kahveyi paylaşmak, yolu paylaşmak, sözü paylaşmak…
Belki de hayat, tek başımıza biriktirdiklerimizden çok, birbirimize ikram ettiklerimizle çoğalıyor.

Söyleyene, paylaşana, ikram edene,
yoluma rastlayana ve günümü güzelleştirene şükür…

Bugün de aynadan kendime bakarken,
fazla laf etmeden birkaç yansımayı paylaşmak istedim.

Çünkü bazı sabahlar insan yalnızca yürümüyor.
Hayatın içinden geçerken, hayat da onun içinden geçiyor.

Doğum günün kutlu olsun anneciğim. ❤️Bugün 17 Ağustos…Ve biliyorum, sen 1999’dan beri bu günü doğum günün olarak kutlama...
17/08/2026

Doğum günün kutlu olsun anneciğim. ❤️

Bugün 17 Ağustos…
Ve biliyorum, sen 1999’dan beri bu günü doğum günün olarak kutlamak istemiyorsun. Çünkü senin için bu tarih, kendi doğumundan çok kayıpların hatırlandığı bir gün…

Belki de seni en iyi anlatan şey bu.

Gençliğinden beri doğaya, insana, hayvana dair yazdın; gördüğünü, hissettiğini, acıtanı bile paylaştın.

Hayatın boyunca “bana ne” diyemedin. Son paranla bir canı kurtardığın, çöpe atılmış bir köpeğe ameliyat ettirip kurtardığın günü hatırlıyorum, pek çok gencin eğitimine destek olduğunu, bir komşunun ihtiyacını sessizce giderdiğini, haksızlık gördüğünde de susmadığını en çok ben biliyorum. Belki çok daha fazlasını ben bile bilmiyorum.

İyi ki doğdun anneciğim.
İyi ki benim annemsin.
Seni çok seviyorum.

Sen kutlamak istemesen de bizde yarın kutlarız. ❤️

Güneş doğar, güneş batar.Arası, senin seçimlerinle dolar.Bir sabah gözlerini açarsın,dün bıraktığın yerden devam ettiğin...
15/08/2026

Güneş doğar, güneş batar.
Arası, senin seçimlerinle dolar.

Bir sabah gözlerini açarsın,
dün bıraktığın yerden devam ettiğini sanırsın hayatın.
Oysa ne sen dünkü sensindir
ne de kıyıya vuran dalga aynıdır.

Bazen sürprizler seni içine alır,
hazır olup olmadığını sormadan.
Bazen de sen,
hayatın önüne bıraktığı sürprizleri
korkusuyla, sevinciyle, bilinmeziyle
alırsın içine.

Güneş doğar, güneş batar.

Bazen şahitlik edersin doğuşuna;
gökyüzünün ağır ağır renk değiştirmesine,
karanlığın usulca çekilişine,
ışığın dünyaya yeniden değmesine…

Bazen de fark edemezsin.
Öylesine dolusundur ki kendinle,
düşüncelerinle, telaşlarınla,
geçmişin yükü, yarının ihtimalleriyle;
güneş doğar, güneş batar
ve sen görmezsin bile.

Belki insanın en büyük yanılgısıdır
hep doldurmak istemesi.

Yeni insanlar,
yeni yollar,
yeni hikâyeler,
yeni hayaller…

Oysa boşaltmadan içindekini
yer açılmaz yenisine.

Bazen bırakmak gerekir.
Bir düşünceyi,
bir kırgınlığı,
artık sana ait olmayan bir hikâyeyi,
çoktan bitmiş ama içinde hâlâ sürdürdüğün bir zamanı…

Tıpkı denizin çekilmesi gibi.
Eksilmek için değil,
yeniden gelebilmek için.

Güneş doğar, güneş batar.

Sen görsen de görmesen de.
Sen sevsen de küsüp sırtını dönsen de.
Sen hazır olsan da olmasan da
hayat kendi ritminde akar.

Ve bir gün
güneş yine doğar.

Deniz dalgalarıyla yine kıyıya vurur.
Bir tekne yine çözülür iplerinden.
Rüzgâr yine bir ağacın dallarını savurur.
Birileri bir sabaha uyanır,
Brileri bir gün doğumuna bakar.

Ama sen olmazsın hayatın içinde.

İşte belki bu yüzden
mesele kaç gün yaşadığımız değildir.

Kaç günün gerçekten içinde olduğumuzdur.

Kaç güne dokunduğumuz,
kaç günün bize dokunmasına izin verdiğimiz,
neyi tuttuğumuz,
neyi bıraktığımız,
neyi seçtiğimizdir.

Çünkü güneş doğar,
güneş batar.
Günebakan günü yaşayan günü hisseden sen neredesin?
Leros, Zerrin Güneşi Doğuran

Ve bize kalan,
ikisinin arasına
ne kadar hayat
sığdırdığımızdır.

CESARET Mİ, BİLGELİK Mİ?Bu sabah Leros’ta güneşin doğuşuna yürüdüm.Hava inanılmaz rüzgârlıydı.Dalgalar kıyıya öyle güçlü...
14/08/2026

CESARET Mİ, BİLGELİK Mİ?

Bu sabah Leros’ta güneşin doğuşuna yürüdüm.

Hava inanılmaz rüzgârlıydı.
Dalgalar kıyıya öyle güçlü vuruyordu ki bütün sahil şeridini ıslatıyordu. Ağaçların dalları rüzgârla savruluyor, yaprakların sesi dalgaların sesine karışıyordu.

Doğa yine sanki kendi diliyle bir şey anlatıyordu bana.

Yürürken cesareti düşündüm.
Gençken cesareti daha çok yapmakla ilişkilendiriyoruz.
Atlamakla.
Başlamakla.
Risk almakla.
“Ne olacaksa olsun” diyebilmekle…

Yaş aldıkça insan başka bir cesaret biçimiyle tanışıyor:

Yapabilecekken yapmamak.
Gidebilecekken beklemek.
Risk alabilecekken, o riskin bedelini de hesaba katmak.

Çünkü her korkusuzluk cesaret değil.
Bazen sadece tehlikeyi henüz görememektir.

Ama bunun tersi de doğru.
Her geri duruşta bilgelik değildir.
Bazen deneyim dediğimiz şey, korkularımıza verdiğimiz zarif bir isim olabiliyor.

Galiba mesele tam da bu ikisinin arasındaki o ince çizgiyi görebilmekte:

Korktuğum için mi duruyorum,
yoksa gördüğüm için mi?

Cesur olduğum için mi gidiyorum,
yoksa göremediğim için mi?

Belki yaşam ustalığı; ne sürekli kıyıda güvenle durmak ne de her dalgaya meydan okumaktır.

Rüzgârı hissetmek,
dalganın gücünü görmek,
kendi gücünü bilmek
ve bütün bunlara rağmen ne zaman yürüyeceğine, ne zaman bekleyeceğine kendin karar verebilmektir.

Bu sabah Leros’ta yeni bir güne uyanırken bunu düşündüm:

Doğa her an değişiyor.
Rüzgâr yön değiştiriyor.
Dalgalar çekiliyor, yeniden geliyor.
Güneş ise bütün bunların arasından yine doğuyor.

İnsan da böyle galiba.

Her yeni gün yalnızca güne değil,
kendimizin biraz daha farkında olduğumuz yeni bir bilince uyanma ihtimali.

Belki özgürlük de tam burada başlıyor:

Her şeyi yapabilecek cesarete sahipken,
her şeyi yapmak zorunda olmadığını bilecek kadar özgür olmakta.

BUGÜNLÜK BU KADAR.Telefonumda oyun yoktur benim.Ama bu ara bir oyuna takıldım.Dün fark ettim ki biraz fazla oynamaya baş...
10/08/2026

BUGÜNLÜK BU KADAR.

Telefonumda oyun yoktur benim.
Ama bu ara bir oyuna takıldım.

Dün fark ettim ki biraz fazla oynamaya başlamışım.
Her gün karşıma çıkan motivasyon cümlelerini okumak, ödülleri toplamak, bir sonraki seviyeye geçmek…
Ve oyunun beni sürekli yeniden oynamaya çağırmasına izin vermek.

Bu sabah karar verdim:
Oyunu siliyorum.

Aslında mesele oyun değil.

Ben hayatım boyunca hiçbir şeyin ucundan tutamadım.
Bende hep bir “ya hep, ya hiç” hali vardır.

Masada çekirdek varsa dibini görürüm.
Bir iki tane yiyip bırakmak mı? Hiç bana göre değil.
O yüzden Güniz bana “Dipmani” der. :))

Grinin tonları da pek yoktur bende.
Ya siyah, ya beyaz.
Üstelik her şey beyaz olsun diye de çok uğraşırım.
Ama bittiyse de gerçekten biter.

Bu sabah yürürken düşündüm:

Halbuki doğa hiç böyle değil.

Doğa rengârenk.
Her şeyden biraz var ama yeri kadar var.
Hiçbir çiçek bütün mevsim açmaya çalışmıyor.
Hiçbir ağaç bütün meyvelerini aynı gün vermiyor.
Hiçbir dal, “yarın fırsatım olmayabilir” diye kendini tüketmiyor.

Çünkü doğa biliyor:
Her şeyin bir zamanı var.

Belki insanın yaşam ustalığı da biraz burada başlıyor.

Sakinlik.
Huzur.
Esneklik.
Çeviklik.

Ve gerektiğinde durabilmek.

Benim yıllardır bir cümlem vardı:
“Yarın da var. Yarın da yok.”

Şimdi onun yanına yeni bir cümle koyuyorum:

“Bugünlük bu kadar.”

Ya hep ya hiç değil.

Bu sabah her zamankinden de erken uyandım.Mis gibi bir hava… Cırcır böceklerinin sesi, sabah yürüyüşüne çıkan insanların...
08/08/2026

Bu sabah her zamankinden de erken uyandım.

Mis gibi bir hava… Cırcır böceklerinin sesi, sabah yürüyüşüne çıkan insanların içten “Günaydın”ları ve Gündoğan’ın yavaş yavaş uyanışı eşlik etti bana.

Güneş nazlana nazlana yükseliyordu. Hava henüz serindi. Şezlonglar hâlâ kapalıydı. Geceden plajda uyuyakalanlar vardı. Esnaf kepenklerini açmamıştı ama mis gibi simit ve poğaça kokuları çoktan sokağa yayılmıştı.

Ben ise yürürken, dün gece okuduğum kitaptan zihnimde kalan deli soruların peşindeydim.

Her zamanki kafeme oturdum. Kendime bir kahve ve bir su söyledim. Kahvemi içerken etrafı izliyor, uzaktan denize göz kırpıyordum.

Tam hesabı ödeyip kalkacakken yan masadaki sohbete istemeden kulak misafiri oldum.

Bir bey diğerine,
“Affedersiniz, siz… değil misiniz?” diye sordu.

Diğeri gülümseyerek,
“Kardeşim o… Bizi çok karıştırırlar.” dedi.

İsimler söylenince kulaklarım daha da açıldı.

Bir anda fark ettim ki karşımda oturan kişi, iş dünyasına yönelik eğitimlerimde yıllardır anlattığım ilham veren başarı hikâyelerinden birinin kahramanıydı.

Hesabı ödedim ve yanına gittim.

“Ben sizin başarı hikâyenizi anlatıyorum. Acaba doğru mu anlatıyorum?” dedim.

Kısaca hikâyeyi anlattım.

Gülümsedi.

“Evet, doğru anlatıyorsunuz.” dedi.

Sonra ona,
“Sizinle gurur duyarak anlatıyorum bu hikâyeyi.” dedim.

Vedalaşırken bana öyle bir cümle söyledi ki, bütün sabahın hediyesi oldu:

“Yaptığın işi Tanrı’ya yapıyormuş gibi güzel yapacaksın.”

Kalbim ısındı.

Gözlerim doldu.

O cümleyi yanıma aldım, teşekkür ettim ve yürüyüp gittim.

Bazı sabahlar sadece yürüyüş değildir.

Bazen bir cümle, bütün gününü, belki de hayatının bir dönemini aydınlatır.

Ah Gündoğan…

Sen gerçekten nelere kadirsin…

💙🧿

Gündoğan Hayatınİçinden AnlarToplamı

Bu sabah haftalık ve aylık planlarımı yapacaktım. Defter ararken elime 1990 yılından kalan Oral Diagnoz defterim geçti…B...
27/07/2026

Bu sabah haftalık ve aylık planlarımı yapacaktım. Defter ararken elime 1990 yılından kalan Oral Diagnoz defterim geçti…
Bir dergi sayfasıyla kaplamışım. Temiz kalsın diye. Kapağında elinde elma tutan bir kadın var. Bir anda beni 36 yıl öncesine götürdü.
Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde en zor derslerimizden biriydi Oral Diagnoz.
“Bir insan bir muayene dersine bu kadar çalışır mı?” diye sorabilirsiniz. Çalışır.
Eğer hocanız Nuri Hoca ise çalışır.
Saatlerce… Geceler boyunca… En küçük ayrıntıyı bile kaçırmamak için tıp kitaplarını açıp sendromları, sistemik hastalıkları, ağız bulgularını ezberlerdik.
Bir gece saat üç olmuştu. Üç kız ders çalışıyoruz. Dışarıda harika bir yağmur başladı.
“Haydi çıkalım!” dedik.
Ve yağmurun altında dans ettik.
O an, sanki hayat bize “Evet, çok yoruluyorsunuz ama yaşam da devam ediyor.” diyordu. Aradan bunca yıl geçti; hâlâ unutamam.
Sınav günü Nuri Hoca sordu:
“Ayak baş parmağındaki bir enfeksiyonda lenf bulgusunu nerede ararsın?”
Benden önce kimse cevaplayamamıştı. Bildim.
Arkasından sordu:
“Baş parmağın tırnağındaki beyaz bir lezyon hangi hastalıkların belirtisi olabilir?”
Onları da saydım.
“Nasıl biliyorsun?” dedi.
Çünkü Aleksanyan’ın “Sendromdan Teşhise” kitabını neredeyse ezberlemiştim.
“Aferin.” dedi.
Hayatım boyunca unutamayacağım kelimelerden biridir o “aferin”.
Bugün kliniğime öyle zor, öyle karmaşık vakalar geliyor ki…
Bazen içimden,
“Nuri Hocam, yine sayenizde bu vakayı da çözdük.”
diyorum.
Aslında yalnızca Nuri Hocam değil…
Bana emek veren bütün hocalarımın üzerimde izi var.
Hepsini minnetle, sevgiyle ve dualarla anıyorum.
Yıllar sonra anlıyorum ki…
O günlerde bize çok ağır gelen zorluklar, meğer bugün insanların hayatına daha fazla dokunabilmemiz için bizi hazırlıyormuş.
O an yük gibi görünen emekler, yıllar sonra en büyük gücünüz oluyor.
Karşımıza çıkan her zorluğu, bizi güçlendiren bir kas gibi görebildiğimiz…
Öğrenmekten, emek vermekten ve şükretmekten vazgeçmediğimiz bir hafta olsun. 🤍

Her yaz her sabah aynı kıyı şeridinde yürümek…
Aynı ağaçlara dokunup “günaydın” demek, kuşları selamlamak, balıkların su...
11/07/2026

Her yaz her sabah aynı kıyı şeridinde yürümek…
Aynı ağaçlara dokunup “günaydın” demek, kuşları selamlamak, balıkların suyla dansını izlemek, Gündoğan’ın iyot kokan nefesini içime çekmek ve şükretmek…
İnsan aynı yollardan yürürken bile aslında hiçbir şey aynı kalmıyor. Her yıl kıyıda küçük değişimler fark ediyorum; ama on yıl öncesine dönüp baktığımda, değişenin yalnızca sahil olmadığını görüyorum. En çok da ben değişmişim.
Bu yürüyüşlerde sadece adımlarımı değil, hayatımı da gözden geçiriyorum. Anıları… Hayatıma dokunanları, sessizce uzaklaşanları, bir süre aynı yolda yürüdüklerimi ve yolları başka yerlere çıkanları…
Sonra denize bakıyorum. Deniz hiçbir dalgayı tutmuyor; ama hiçbirini de inkâr etmiyor. Belki hayat da tam böyle…
Olana da olmayana da, kaybettiklerime de kazandıklarıma da, beni ben yapan tüm yol arkadaşlarıma da şükrediyorum.
Ve her gelişimde biraz daha hafif, biraz daha yenilenmiş hissediyorum kendimi.
Yeni hikâyelere, yeni dostluklara, yeni umutlara…
Sağlıkla, mutlulukla ve kalbi açık bir merakla her ana yeniden yelken açabilmek dileğiyle…
💙🧿🙏🏻🧚🏼🩵

Çevrimiçi yapılacak toplantımıza bekliyoruz. Siz de de yapraklardan birisi olabilirsiniz. Her hikaye başka bir hikayenin...
21/06/2026

Çevrimiçi yapılacak toplantımıza bekliyoruz. Siz de de yapraklardan birisi olabilirsiniz. Her hikaye başka bir hikayenin kahramanı, yol göstericisi, umudu, motivasyonu olabilir.
25 Haziran’da BinYaprak Hikâye Hasadı’nda buluşuyoruz. Kolaylaştırıcılar:
✨ Zerrin Işık Tüfekçi, PhD Dr. Zerrin Işık Tüfekçi
✨ Sümer Boysan Summer🌾🌞

Konuşmacılar:
✨ Zerrin Başer, MD, MCC – Yönetici koçu, liderlik danışmanı, Denge Merkezi Kurucusu Zerrin Başer
✨ Özge Kantaş Yorulmazlar, Ph.D. – Sosyal ve kişilik psikoloğu, grup psikoterapisti Özge Kantaş
🌾Bu buluşma, sadece bir etkinlik değil; kadınların görünmez emeğini, cesaretini ve birbirine uzattığı eli görünür kılmak için açtığımız ortak bir alan.

🧗🏽‍♀️Yıllardır duyduğumuz o cümleler — “Yapamazsın”, “Bu erkek işi”, “Kadın başına olmaz” — hepimizin hikâyesinde bir iz bıraktı.
Ama biz biliyoruz ki:
Her üreten kadının arkasında bir kadın ordusu var.
Ve o ordu, bugün yeniden bir araya geliyor.

🌾Hikâye Hasadı’nda; köklerimizi, değerlerimizi, aştığımız engelleri, içimizdeki gücü ve birbirimize bıraktığımız mirası konuşacağız.
Birbirimizi dinleyecek, birbirimize ses olacağız.
Çünkü hikâyeler paylaşıldıkça güçleniyor; biz de paylaştıkça birbirimize daha çok yaklaşıyoruz.

☝🏾Tarih 25 Haziran—Saat 17.00 – Zoom
🔗LCV: Bağlantı profilde yer alıyor.
Gel, birlikte hasada çıkalım.
TurkishWIN Zerrin Başer Summer🌾🌞 Özge Kantaş

Address

Remzi Oğuz Arık Mahallesi Tunalı Hilmi Caddesi 60/6 Kavaklıdere Ankara 06660
Ankara
06680

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Dt.Zerrin Işık Tüfekçi posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share